Lisede seçmeli dersler arasında bir vakitler psikoloji bile vardı. Bir anda seçmiş bulundum. Kazara oldu diyebilirim. Fakat iyi ki seçmişim. Şimdi notlarını tuttuğum deftere bakıyorum, bu yaşımda, o el yazmalarımdan kopya çekip şuna buna pek bilirmiş gibi tafra yapabildiğim bile oluyor.
O havasını attıklarımdan biri mutlu olmak fikridir. Öğretmenimden ilk kez duymuştum : ”Mutluluk hedefe varmak değil, o yolda yolcu olmaktır.”. O günden sonra yollar ile varılmak istenen yerlerin bağlantısı dikkatimi çeker olmuştu. Yıllar geçti. Bir gün Talat Halman ile yapılan söyleşinin kitabı Aklın Yolu Bindir’i(#) okuyunca, sonuca giderken katedilen sürecin belki de sonuçtan daha değerli olabileceğini iyiden iyiye ve sevinerek sezdim. Çünkü aklın yolu bin ise, yollar arasından birini seçmek hüner gerektiren değerli bir iş görünmeye başladı bana.
Çoğumuzun hayali sonuçlara dairdir. Çünkü hayal bir dizi görüntü ve onun yaratacağı duyuşun tadıyla var olur. Zaten vizyon kelimesi Latin dillerinde ‘görmek’ eylemiyle ilişkilidir. Bir seyahatin hayalini kursanız, o yolculuk esnasındaki yaşantı manzaraları ile yetinirsiniz. Vizyonunuzda onlar vardır. Oysa o hayalin işaret ettiği sonuca sizi götürecek serüven dolu, belki yıllarınıza bedel olacak bir süreç söz konusudur.
Ama durun bir dakika : Süreç yalnızca geçecek süreyi, sonucun yıllar alabileceğini anlatmaz. Süreç saatin biteviye tiktakları, takvimde etrafı birer birer daireyle çevrilecek günler değildir. Daha fazlası vardır. Elinizden istenmeden kayıp gidene “Süreç içinde döner.” derseniz “Hele bir zaman geçsin, gelir.” demek istiyor olabilirsiniz. Ola ki, zamanın görüşleri değiştireceğine güvenirsiniz. Süreç, size göre, takvimde ilerlemekten ibarettir yani. Günler geçecek, kafaya “dank” eden o an gelecektir. Ama başka türlü de düşünüyor olabilirsiniz. Yani “Bir şeyler yapılırsa işler farklı seyredebilir. Böylece kayıp gideni yeniden kazanmak mümkün olur.” diye akıl yürütebilirsiniz. Bu ikinci durumda, süreci, zamanın geçişinden öte, yönetilecek, dikkatle ve sırası geldiğinde seçilecek adımlardan, karşılaşılan aksaklıkların giderilişinden oluşur görüyorsunuzdur. Derin yaraların iyileşme süreci, yalnız takvimin geçişini değil, ciddi bir tedaviyi de içerebilir.
Süreç, yol ve yordamı kapsar. Yani hem gidilecek güzergahı; hem de aracı, nelerde mola verileceğini, sürücülerin nasıl görev alacağını, menzile doğru ilerledikçe yol hakkında bilgi alınacak noktalar gibi işin usul yanını ortaya koyar. Usul, basitçe biçimsellikle anlatılamaz. Usulde bir anlam da saklı olabilir. Süreç dediğim, özü ihmal edip sırf biçime odaklanmaktan başkadır.
Son yıllarda hukuk ile fazlaca haşır neşir olduk. Bu arada önemli bir şeyi öğrendik. Meğer usule esastan önce bakılırmış. Atılan adımlar, izlenen sıra, olayların ilişkisinin kuruluşu, özünde neyin iddia edildiğini, neyin savunulabilir olduğunu, yani sonucu geçerli ya da geçersiz kılarmış. Uygun olmayan usul ile ulaşılmak istenen esasa varılamazmış. Elinize baltayı alıp yeni kurşun kaleminizi açabilirsiniz, ama bu, her durumda ve herkes için ne kadar geçerlidir? Hafif nemli yıkanmış tül perdeyi asarak ütülenmiş gibi kırışıksız yapabilirsiniz. Ya bu usulü pantalonunuzda denemeye kalkarsanız?
“Sonuca hizmet etmeyen süreçteki her adım çöptür. Aman o adımı atmayalım.” diye düşünenler çoktur. Süreç, İşe yarar olmak için mutlaka dolaysız ya da dolaylı olarak sonucu sağlamalı, sonucun bir parçasını meydana getirmeli, en azından murat edilene hızla ya da daha ucuza erişmeyi desteklemelidir. Bunun aksine sonuçla çelişik, yolun sonunda onu yok edecek adımlara muhakkak surette izin vermemelidir. Örneğin demokrasiye, demokratik olmayan uygulamaları her geçen gün artırarak ulaşılamaz kanısındayım.
Süreçler esnasında ilginç durumlarla karşılaşılabilir. Örneğin süreç içinde ilerlerken, sonuçla bağlantısı olmasa da becerilerde gelişim sağlayacak, gelecek uygulamalarda yenilik getirecek fırsatlar çıkabilir. Hazır bu olanağı yakalamışken, sonuca hizmet etmeyecek diye denemeyi bir kıyıya bırakmak akıllıca olmayacaktır. “Şimdi gelişme düşünmenin sırası değil. Sonuca giden en kısa yolu izleyelim.” demeden önce ne kazanılacağını hesaba katmak gerekir. Belki de benzer bir fırsat için uzun süre beklenecektir.
Sonuç, önlenmesi mümkün olmayacak kadar zarar görecekse o başka. Ama çoğu durumda, süreçte bir iki sapmayla aynı sonucu sağlayacak adımlar atılabilir ve süreç bir anda kazanılacak yan sonuçlarla daha yararlı kılınabilir. Böyle ortaya çıkmış icatlar vardır. Teflon onlardan biri. Soğutucu gaz için yapılan deneylerde bir tüpteki gazın beklenmedik şekilde katı bir maddeye dönüştüğü gözlenince yapışmazlık ve yüksek direnç özellikleriyle işe yarar bir icada dönüşmüştür(*).
Ben mi yanılıyorum, sanki konuşmalarımızda sonuçlara süreçlerden daha çok yer veriyoruz. Resim kursuna başladığı bildirene, “Haydi bakalım senin de sergine geliriz.” diye cesaret vermeyi tercih eder; söyleşirken kursa, eğiticilere, zorluklarına, nasıl ve ne kadar yol alındığına pek yer vermeyiz. İletişimde önce sonucu tanımaya, belirlemeye uğraşmak elbette anlamlıdır. Öncesine evet. Ya sonrası ? “Kervan yolda düzülür. Başladık ya, sonu gelir.”, “Orası mı? Allah kerim.”, “İlgilenecek nasılsa bulunur.” ile sonu çıka çıka hüsran olan nice iyi niyetli başlangıç bilirim. İyisi mi sonuç süreçten daha önemlidir demeden, yeterli en ve boyda, sıkı gözenekli bir tercih eleme süzgeci kullanalım. Bununla da yetinmeyelim. Önümüzde anbean yönetilecek, gerektiğinde bir iki geri adımla çok daha ileri gidilecek, başkalarıyla da yürünmeyi gerektirecek, olası risklerine önlem geliştirilecek, yenilik fırsatları çıktı mı ele alınıp geliştirmeleri yabana atılmayacak bir yolculuğa çıktığımızı bilelim.
Fotoğraf kaynağı : https://www.anotherworldadventures.com/a-voyage-to-sail-cape-horn-in-2024/
Not : Yazının ilk halindeki düzeltme önerileri için Cem Kayalıgil’e teşekkür ederim.
(#) Cahide Birgül (Söyleşi), Aklın Yolu Bindir “Talat S. Halman kitabı”, İş Bankası Kültür Yayınları, 2003
(*) https://tetkik.com.tr/2025/08/03/teflonun-sasirtici-hikayesi/
