3 Mart 2026 Salı

Ö.LÜ OLMAK YA DA OLMAMAK

Geçenlerde bir gazete manşeti gözüme çarptı: “Örgütlü olduk kazandık.” yazıyordu.  Haber, büyük bir süpermarket zincirinin günlerdir çeşitli illerde  direnen depo çalışanları hakkındaydı.  Birlikte davranmakla hem taşeron yerine kuruluşun kadrolu işçileri olmayı sağlamış, hem talep ettikleri ücret zammını almışlardı.  Üstelik direniş esnasında ilişiği kesilen arkadaşlarından isteyenlere işlerine geri  dönme hakkı tanınmıştı. Direnişlerinin örgütlü olması dikkati çekmiş, direnenlere verilen destek   onları yalnız bırakmamıştı. Açklamayı depo işçilerinin örgütlendiği sendika yapıyor, önceden sendikalı olmamış ama örgütlenmenin sonucunu gören çalışanların, artık sendika üyesi yani örgütlü olmayı  arzu ettiklerinin altını çiziliyordu.

Haber ve devamında gelen açıklamalar, örgütlü olmak ile olmamak arasında dağlar kadar  fark yaratılabileceğini bana anımsattı anımsatmaya da, bu farkı yaratmak öyle  kolay mıydı?


İnsanların belki de en önemli toplumsal davranışı örgütlü olabilmeleri. Haberdeki işçiler bir yana, insanlar örgütlendikleri için muazzam yapılar inşa edebilmiş, kalabalık topluluklarda huzurlu yaşabilmiş, dev ordular oluşturup mücadelelere girmişlerdir.

Örgütleri var eden nedir? Ortak hayaller mi? Yalnızca ortak hayallerle olsa, konut kooperatiflerinin büyük çoğunluğu başarır, birkaç yıl sonunda ortaklarına mütevazı evlerini teslim eden örgütlenmelerin ardından,  her yıl peş peşe onbinlerce yeni kooperatif gelirdi. Peki hayaller değilse, vazgeçilemeyen ortak ihtiyaçlarla örgütlenilir mi? Bir başına ihtiyaçların ortak olmasıyla örgüt olunabilse, sağlıklı ve ekonomik gıda için her yerde tüketicilerin organize olmuş güçlü çıkışlarına tanık olurduk. Oysa bunu pek görmüyoruz.

Haydi konut ve gıda işinde örgütlenme kişilerin olanakları ya da fırsatlarla ilgilidir,  bunlar nadiren örgütlenmeye götürecek düzeyde olur diyelim. Pekiyi, ya erişilebilir ortak imkanlar, kaynaklar olsa, bunlar örgütleri var etmeye yeter mi? O da yetmiyor, inanın. Aralarında anlaşarak örgütlenmedikleri için, sahip oldukları ortak arazilerinden ya da paylaştıkları mal varlıklarından hep birlikte yararlanacakları çözümlere erişememiş, erişince de büyük zaman kaybetmiş yüzlerce örnek var.

Paylaşılan ihtiyaçları, hayalleri ve imkanları örgütlenmeye çevirmek için başka şeylerde de ortaklaşma olmalıdır. Bunlar yoksa, yalnız hayaller yahut ihtiyaçlar benzer diye örgütlü olunmaz, örgüt kurulsa bile sürdürülemez.

Örgütlenmek mi istiyoruz? Amaçlarda ortaklıktan başka nitelikleri de kazanmış olmalıyız.

Haydi gelin örgütlenmede olmazsa olmazlar arasından özellikle üçüne eğilelim: liderlik, yol-yordamda anlaşmış olma ve kesintisiz heves. Üçüne ne gerek, bunlar birbirini yaratır, biri  olsun diğerleri otomatikman gelir diye düşünenlere katılmam. Yani liderlik varsa, hem yol-yordam yerleşir hem de herkes yeterince hevesli olur sanmak bana sorarsanız yanılgıdır. Aynı biçimde bir tek heves olsun, gerisi gelir diye işe koyulmakla da yol alınamaz. Tek başına kalıyorsa yalnızlık bunların hangisi için olursa olsun, örgütlere olumsuzluk kolaylıkla sızabilir. Önlem nedir? Üçünün bir arada var olması.

Liderlik, başkalarından evvel fark edilen hedefe ya da çıkış yoluna, başkalarının ikna edilip birlikte yürünmeye değeceğini gösterme işidir. Liderliği elinde büyülü değnekle bir dokunuşta her şeyi değiştirecek, yerleşik zihniyeti dönüştürüverecek sıradışı bir güç olarak düşünmemeliyiz. Böyle kabullenmek, toplumu, her  girişim ihtiyacı oluştuğunda, her sıkışık durumda kurtarıcı lider bekleyen, değilse gününü kurtarmaya çalışan bir  insan topluluğuna çevirir.  Bunun daha kötüsü de var. “Lider olmazsa örgütlenemeyiz” diye otoriter doğasıyla astığı astık kestiği kestik bir kişiliğin peşinden ayrılmayan sürü tipinde bir örgüt de olunabilir. Oysa özgür akıllarla her topluluğun içinde hayalleri ile yeni yönler tanımlayabilen, bu yönleri denemeye can atan kişiler çıkabilir.  Bu kimseler, bildikleri ve yaratıcılıkları ile  yenilikçi topluluk üyeleridir. Yenilikçilerin önerdiğini önce anlayıp sonra sorgulamak ve olumlu karşılanan seçenekleri topluluk onayı için desteklemek liderliğe can verir. Böylece örgütlenmenin bir gereği yerine gelir.


Yol-yordam dediğimde, örgütü çok uzun bir yolculuk diye ele alırım. Bu yolculukta yol neye karşılık gelmektedir? Yol, güzergahta coğrafi olarak katedilen araları ve durakları kapsar. Örgüt bu süreçte bazen bir yerden ötekine geçer, bazen olduğu yerde duraklar. Yordama gelince, o da bu yolculukta izlenecek usul ve kurallardır. Bunlara örnek olarak yolculuk esnasındaki güzergahın harita üzerinde ve yol tabelaları aracılığıyla takibini, arıza durumlarında yapılacakları, sürücülerin kimler olacağını, prensip olarak sürüş hızını, araçtaki oturma düzenini verebilirim.  Örgüt, kendine özgü kurallarla can bulur. Örgütte yol-yordam ortaklığı da, hayal ortaklığı kadar önem taşır. Ortak hayalleri olanların benimsedikleri yol çoğunlukla aynı değildir.  Çünkü kişisel yetiler, kabuller,  özgül deneyimler vardır. Bunlar  insanları çıkışı farklı yollar üzerinden aramaya zorlar.

Her örgütte organize olup yapılan asgari bir iş vardır. Yol-yordamın hayattaki gerçek karşılığı, işte örgütün bu örgütsel işlerindedir. Bunlarda ortaklık olmadan, yani işbölümünde anlaşıp işleri paylaşmadan yol-yordam tutarlığı sağlanabilir mi?

Örgütte birinin yaptığı diğerinin işini kolaylaştıracak, belirli bir kalite tutturulacak, ayrıca parçalar birbirini tamamlayacaktır. Yol-yordamın, işbölümünün devamlılığını sağlayacak olan ise örgütlenmeyle yaşatılan o hevestir

Gelelim hevese. O, örgütle bağlı kalmanın duygusal yanıdır. Özellikle gönüllü bir örgütte yer almayı, kişisel yarar ihtiyacını gidermek değil, aidiyet ve doyum almak sağlar kanısındayım. Ait olduğunu duyumsamak örgütte kendisinden bir şeyler bulmaktır. “ Bu küçücük apartman dairesini derneğe kiralayacağız diye ekip olarak az mı çile çektik?”  diyenlerin gözünde o dernek kendilerinden bir parçadır.  Derneğin mekanı, o küçük dairede keyfin istediği her an bulunabiliyor olmak onları hevesli tutar. Ya doyum? İç dünyalarımızda eksikliği duyumsanan şeylerde, o ihtiyaç açığının kapatılışıdır doyum. İnsanların duygusal ihtiyaç sıralamasında aidiyet arzusunun doyurulması yer alır. Ama yalnız o mu? İnsanlar  sıradaki diğer ihtiyaçlarda da doyum arar. Beğenilmek, takdir edilmek ve varlığının değer yarattığını anlamak, kendisini anlamlı bulmak başlıca doyum aranan konular olarak sıralanır. Bu yüzden  bazen söyleniveren “Bu örgütte kimse vazgeçilmez değildir.” lafında kanımca dikkatli olmak, bu bildirimi  “hizaya girilsin” diye olur olmaz  kullanmamak gerekir.  Ancak, zorunlu hallerde, yeri ve zamanı gelince...

Örgütlü olmak ya da olmamak konusunda, birbirine etki eden, ama farklı yönlere işaret eden gereklere bakmayı öneriyorum. Bunlar bir arada yerine getirilmeden örgütlü olmak güç iştir. Ortak amaçla yola çıkılsa dahi, sağlıklı bir liderlik işlevinin, usuller ve kurallarda oydaşmanın, bir heves ortamı yaratma sürecinin yan yana bulunması örgütlü olmanın başta gelen etmenleridir. Ya bir örgüt var sanıp gerçekte örgütlü olmamak? Onu sağlamanın yolları ise öyle çok ki.

(*) Örgütlü olmak ya da olmamak biçimindeki başlığın örgütlü sözcüğü yerine kısaltmaya bilinerek yer verilmiştir








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder